Savunmada referans noktası

Haluk BULUCU

5 Ocak 2021

Yazının Amacı

Bu yazının amacı, savunma sanayisinde Türkiye’nin sağladığı başarının aşağıda tanımlanan beş farklı sektörde de tekrarlanması halinde ülkenin savunmasının çok daha güçlü hale geleceğini, yeni ve güçlü başka sanayilerin de kurulacağı konusunda yazarın değerlendirmelerini ortaya koymaktır. Anılan sanayilerin de kurulması durumunda ülkemiz insanının daha da zenginleşeceği düşünülmektedir. Bu yazıda ‘nasıl?’ sorusunun da cevabı da verilmektedir.

Savunma, Genel

Bir ülkenin dış tehditlere karşı savunması, ilgili devletin silahlı kuvvetlerine teslim edilmiştir. Savunma konusu o kadar hassastır ki ülkeler bu konuda savunma sanayilerini/kaynaklarını diğer sanayilerden ayrı tutmuşlar, koruma altına almışlardır. Örneğin Avrupa Birliği üye ülkeleri birçok konuda ortak hareket ederken, iş savunmaya gelince milli sınırlarını mümkün olduğunca kendi milli orduları ve öz sanayileri ile korumaya önem vermişlerdir. O nedenle ülkeler, savunma konusunda ihtiyaç duydukları alanlarda kurulu sanayileri varsa, çok savundukları ‘serbest ticareti’ bırakıp milli sanayilerine dönmüşlerdir.

Türkiye, Turgut Özal döneminde kendi savunma sanayiini kurmak, geliştirmek ve silahlı kuvvetlerini modernize etmek kararını vermişti. O nedenle 1985 yılında bir kanun ile yabancılardan bağımsız olmak, TSK’yı modernize etmek için Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM) kurulmuş (1) ve ihaleleri yabancılardan arındırmak için İhale Kanunundaki 3b istisna maddesi konulmuştu. Bugünlerde çok ses getiren savunma sektörü de böylece kurulmuştu.

Günümüzde, silahlı kuvvetlerin ve savunma sektörünün varlığı bir ülkenin savunması için önemlidir, ama yeterli değildir… Türkiye’nin gerçekten savunulması için en az beş sektörde daha güçlü, çok güçlü olması ve bağımsız olması gerekmektedir. O ilave sektörler aşağıdaki gibi listelenebilir.

  1. Sağlık
  2. Ulaştırma
  3. Enerji
  4. Gıda
  5. Bilgi Teknolojileri

Sağlık ve Ülke Savunması

2020 yılı başlarında ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını, bu konudaki en önemli uyarıcılardan olmuştur. Her ne kadar, ilgili virüsün insan yapımı olmadığı söylenmekte ise de ufacık bir virüsün tüm dünya nüfusunu, ekonomisini kısa zamanda ne derinlikte etkilediği büyük bir acı ve çaresizlik içinde gözlenmiştir. Hastalığa karşı etkin bir aşı bulunana ve toplumun tamamına o aşı yapılana kadar devletler, sağlık sistemlerinin çökmemesi, acil servis yataklarının dolmaması ve ekonomilerinin hasar görmemesi için, aldıkları tedbirlerle hastalığın yayılım hızını düşürmeye çalışmışlardır. Türk ilaç sektörünün çok zayıf olması; Türk sağlık sektörünün ithalata dayalı, fazla ArGe yapmayan yapısı nedenleriyle dış kaynaklara olan bağımlılık meselesini bir kere daha gözler önüne sermiştir (2).

Kimyasal silahlar üzerindeki tüm kısıtlamalara rağmen bazı ülkelerin, günümüzde bu tür silahları depoladıkları duyulmaktadır (3). Nitekim ülkelerin silahlı kuvvetlerinin ve güvenlik güçlerinin NBK (Nükleer, Biyolojik, Kimyasal) birliklerini kurmaları, araç ve teçhizat almaları/kullanmaları, anılan kısıtlamalara hiçbir devletin körü körüne inanmadığını gözler önüne sermiştir.

Yukarıda sıralanan birkaç örnek dahi, sağlığımızın yabancı ellere teslim edilemeyeceğini, sağlık alanının da milli savunmayı ne kadar etkilediğini göstermektedir.

Sağlık konusunda çok acil olarak, 1985’de yayınlanan SSM (şimdilerde SSB) benzeri bir kanunun hemen yürürlüğe konulmasının faydalı olacağı düşünülmektedir. Bu yapılırsa, Türk Sağlık Sektörü Başkanlığı (TSSB) adı altında yeni bir sağlık sanayi sektörünün doğacağı; siyasette, savunmada, ekonomide Türkiye’nin silkinmesini sağlayacağı değerlendirilmektedir.

Sağlık sektöründe çok güçlü bir “karşı lobi faaliyeti” yürütülmesi muhtemeldir. Buna hazır olunmalı ve Türkiye’nin bekası için bu savaş mutlaka kazanılmalıdır.

Ulaştırma ve Ülke Savunması

Politikacılar ulaştırmanın ülke kaynaklarının dağıtımı için çok gerekli olduğunu her zaman bilmiş, yatırımların bir kısmını o alanlara kaydırmışlardır.

Ulaştırmayı sağlayan yollar, köprüler, tüneller, demir yolları, deniz yolları ve hava yolları ülkeye bir saldırı olduğunda düşman kuvvetlerin yöneleceği alanların başlarında gelmektedir. Bunları korumak, kollamak çok önemlidir. Sulh zamanında ise bu alanda yapılan tüm projelerin milli imkânlarla yapılması elzemdir.

Savunma sanayiinde meydana gelen olumlu gelişmelerin ulaştırma alanında da gerçekleşeceği düşünülmektedir. Örneğin Boğazlara yapılan köprülerin asıl tasarımlarının, ana yüklenicilerinin Türkiye’ye ait milli şirketler arasından seçilmesi şart olmalıdır. Yol, köprü, tünel tasarımı, yapımlarının ve muntazaman bakımlarının yapımı şarttır. Bu işler dışa bağımlı olmadan, devlet tarafından milli şirketlerce korunarak ve kollanarak yapılabilmelidir. Bu alan serbest rekabet etki alanı dışına çıkarılmalı, yerel tasarımcılar bu konuda yetiştirilmelidir.

Tren ve tren yollarının yapımı ve inşaatı milli kaynaklarca yapılmalıdır. Bugün modern tren dizinlerinin bütün kritik altyapısı, ismi ve cismi yabancı olan ve Türkiye’de tesisleri olduğu için Türk sayılan şirketlerce yapılmaktadır. Orta-yüksek teknoloji altyapısına sahip demiryolu sanayisinin oluşturulması ve demiryolu ürünlerinin dünyaya pazarlanması ile demiryolu ağının diğer ulaştırma sistemleri ile entegrasyonunu sağlayacak şekilde akıllı ulaşım altyapıları ve sistemlerinin geliştirilmesi öncelikli alanlardan olmalıdır (4).

Ulaştırma konusunda çok acil olarak, 1985’de yayınlanan SSM (şimdilerde SSB) benzeri bir kanun hemen yürürlüğe konulmalıdır. Bu yapılırsa, Türk Ulaştırma Sektörü Başkanlığı (TUSB) adı altında yeni bir ulaştırma sanayi sektörü doğacak; bu sektör siyasette, savunmada, ekonomide Türkiye’nin silkinmesini sağlayan lokomotiflerden olacaktır.

Ulaştırma sektöründe yukarıda önerilen adımların atılmasını önleyici ve çok güçlü bir “karşı lobi faaliyeti” yürütülmesi muhtemeldir. Mesela “biz bunu zaten yapıyoruz” diyerek bu çalışmalara şiddetle karşı çıkılabilir. Buna hazır olunmalı ve Türkiye’nin bekası için bu “savaş” devletin en üst kademesinde kazanılmalıdır.                                                                                                                                                        

Enerji ve Ülke Savunması

Bir ülkenin ordusu ile diğer güvenlik teşkilatlarının eğitim ve teçhizatları mükemmel olabilir. Eğer o ülke, enerji alanında dışa bağımlı ise, enerji kaynaklarının vanası kesildiği anda güçlü ordusunun ve güvenlik teşkilatlarının hiçbir önemi kalmaz. Bu nedenle o ülke enerji kaynaklarını, dış kaynaklara bağımlı olmadan, çeşitlendirmek zorundadır. Elde tutulan enerji kaynaklarını korumalı, nakledebilmeli, sürdürülebilir bir forma koymalıdır.

Ülkenin enerjilerinin kaynağı dış ülkeler ise, politik olarak zayıf bir konumda olunduğu aşikardır. Ülke, sürekli olarak üzerinde bir tehdit hisseder; kararlarını bu tehdite göre oluşturur. Bir başka deyimle, kararlar cesurca alınamaz.

Konu Türkiye olduğunda ne yapılması gerektiği konusunda ise seçenekler çeşitlidir:

  • Türkiye’de rüzgâr ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynakları olabilir. Bu kaynakları enerjiye çeviren tüm teçhizat (rüzgâr gülleri, güneş panelleri vs.) ülkenin içinde, dışa bağımsız olarak tasarlanıp üretilmelidir. Enerjiyi depolayan sistemler de (pil gibi) ülke kaynaklarınca geliştirilmeli, üretilmelidir.

  • Klasik tüm enerji santrallarında kullanılan türbin, gaz türbini, kazan vs. gibi tüm makine, ekipman vs.nin ülkemizde kurulu ilgili sanayi tarafından tasarlanıp, üretilebilmesi şarttır. Santralın tümünün tasarımının da ülkede yapılabilmesi ve IP haklarının bu ülkede kalması şarttır. Bu konuda öne çıkarılacak “fizibl değil” argümanlarına kulak asılmamalıdır. Stratejik konularda “fizibilite” kelimesi geçerli olamaz.

  • Araştırma, geliştirme faaliyetlerinde dışa bağımlılığı en aza indirecek yeni kaynaklar bulunmalı ve üretilen enerji güvenli olarak üretilip, dağıtılabilmelidir.
  • Ne kadar karşı çıkılırsa çıkılsın nükleer enerji, her bağımsız ülke için gereklidir. Bazı ülkeler, nükleer santral sahibi ülkelerin eninde sonunda nükleer güç haline gelebileceklerini bilirler. O nedenle o ülkeler nükleer gücü ellerinde tutmaya devam ederken, STK’lar marifetiyle nükleer gücün ne kadar güvensiz olduğunu kamuoyunda yaymaya devam ederler.
  • Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler de nükleer enerji üretimi alanına girmeye çalışmaktadırlar. Ancak bu konuda yapılan anlaşmaların niteliği çok önemlidir. Eğer yapılan anlaşma ile nükleer santraldan üretilen enerji sadece satın alınıyorsa, ki Akkuyu’da olan budur, bu durumda dışa bağımlılık had safhadadır ve kabul edilemez. Bu konuda, Türkiye’nin önünde çok büyük iki risk vardır:
    • O dış ülkeye nükleer enerji kullanılarak elektrik üretmesi ve Türkiye’ye satması için tahsis edilen toprak parçasının, o ülkenin bir üssü haline gelmesi ve Türkiye’nin oraya karışamaması;
    • O devletlerin yöneticileri Türkiye’ye herhangi nedenle kızdıkları anda kendi kilit personellerini geri çeker ve Türkiye’yi pimi çekilmiş bir el bombası ile baş başa bırakırlar. Türk diplomatlar da bu gerçeği başından beri bildikleri için, müzakere gereken anlarda masaya elleri zayıf olarak otururlar.

  • Enerji dağıtım alt yapısı dış ülkelere bağımlı olmayan, kolay bakım yapılabilir şekilde yeniden tasarlanıp yapılmalıdır. Türkiye’nin elektrik enerjisini dağıtım sistemi havai hatlar üzerine kurulu olup, bu sistem orman yangınlarına sebep olabilmekte ve helikopter kazalarına yol açabilmektedir. Bu sistemin yeni yatırımlarla toprak altına çekilmesi şarttır.

Tüm bu işlemlerin yapılması için enerji sanayii sektörünü dışa bağımlı olmadan geliştiren, koruyan kollayan bir devlet düzenine ihtiyaç vardır. Enerji konusunda çok acil olarak, 1985’de yayınlanan SSM (şimdilerde SSB) benzeri bir kanun hemen yürürlüğe konulmalıdır. Bu yapılırsa, Türk Enerji Sanayi Başkanlığı (TESB) adı altında yeni bir enerji sektörü doğacak; siyasette, savunmada, ekonomide Türkiye’nin dış ülkelerden bağımsızlığını sağlayacaktır. Bu kanun marifeti ile kurulacak enerji ana ve yan sanayimiz nükleer enerji ve diğer santralları tasarlayıp, inşa edecek, üretimi sağlayacaktır.

Yapılacak iyileştirmeleri önlemek için enerji sektöründe dış güçlerin de yardımı ile çok güçlü bir “karşı lobi faaliyeti” yürütülmesi muhtemeldir. Buna en üst seviyede hazır olunmalı ve Türkiye’nin bekası için bu “savaş” kazanılmalıdır. Bu tür yatırımlarda kullanılan “dış kredi silahı” etkisiz kılınmalıdır. Türkiye, savunma sanayiinde bunu başarmıştır.

Gıda ve Ülke Savunması

Maslow’un İhtiyaçlar Teorisinde, fizyolojik ihtiyaçlar içinde ilk sırada yer alan gıda ihtiyacı, insanın hava ve su gereksinimi kadar önemlidir.

Devlet teşkilatlarını yönetenler, vatandaşlarının temel yaşam ihtiyacı olan gıda temininin ülkeleri için ne kadar yaşamsal olduğunu bilirler…

Gıda üretim ve dağıtımının sağlıklı planlanabilmesi ve yapılabilmesi, ülke savunmasının temel taşlarından birisidir.

Ziraat konusu bir ülke için hayatidir ve başka ellere bırakılamaz.­­­­­­­­

Bilgi Teknolojileri (BT) ve Ülke Savunması

Bu konunun önemini tartışmaya dahi gerek yoktur.

Ülkeler, tüm yazılımların kontrolunun yabancı ellerde olduğunun bilincinde olarak, karşı tedbirleri cesaretle almak zorundadırlar.  Covid-19 bir kere daha göstermiştir ki vahşi, acımasız bir dünyada yaşanmaktadır. Bulaşıcı olan bu hastalıkla birlikte tüm medeniyetler bir anda şaşkına dönmüş ve fena halde etkilenmişlerdir. Ülke Savunmasında Bilgi Teknolojileri” alanı ülke savunmasının anahtarıdır. Türkiye bu konuda diğer ülkeler gibi yatırımlar yapmakta, tedbirler almaktadır. Ancak ortada etkili yaptırımlar olmadığı için Windows, Apple, Samsung, Zoom, LinkedIn, SAP, IFS vs. sayısız uygulamanın yaygınlığı ortadadır. Bu konuda yaygın, sıkı, milli tedbirler uygulamaya cesaretle ve çok acilen uygulamaya konulmalı; sadece milli yazılımlara izin verilmelidir.

Referanslar:

  1. https://www.nonproliferation.org/wp-content/uploads/2016/03/2008-Chemical-and-Biological-Weapons_-Possession-and-Programs-Past-and-Present.pdf
  2. http://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/04/UlastirmaOzelIhtisasKomisyonuRaporu.pdf
  3. https://www.ssb.gov.tr/Images/Uploads/MyContents/F_20170913104007039980.pdf

 

Yorumlar (0)

Yazılan yorumların sorumluluğu yorumu yazan okura aittir. Yazılan yorumlardan websitemiz sorumlu değildir.


Henüz yorum yapılmadı!