Savunmada referans noktası

Türk Savunma Sanayiinde Sürdürülebilirlik Kavramı, 2023.

Haluk Bulucu

22 Ocak 2018

Aşağıdaki makale, 29 Ekim 2023 tarihine kurguladığımız bir senaryo üzerine yazılmıştır. Senaryo gereği, çevre ülkelerden birisinin Başbakanı, Genelkurmay Başkanını yanına çağırır. Türk Savunma Sanayiinin 40 yılda geldiği noktanın kıskandırıcı olduğunu; Türk Savunma Sanayiinin bu süre içinde nasıl olup da bu konuma geldiğine dair bir Rapor hazırlanmasını ister. Makalemiz, bu sanal rapordan alıntılardan oluşmaktadır. Daha fazla bilgi arzu edildiğinde, raporun diğer kısımlarından da alıntılar yapılabilecektir.

RAPOR

Tarih                         : 29 Ekim 2023

Kime                        : Arwanda Başbakanı

Raporu Hazırlayan : Arwanda Genel Kurmay Başkanlığı

Konu                        : Türk Savunma Sanayii

Sayın Başbakan,

Raporumuz, askeri ataşelerimiz, istihbarat elemanlarımız, Ankara Büyükelçiliğimiz, Dışişleri Bakanlığımızdan uzmanlar ile yerel ajanlarımızdan elde edilen istihbarata dayandırılarak hazırlanmıştır.

I. GİRİŞ

Ülkemiz savunma sanayisinin geliştirilmesi çabalarına ve milli bütçeden ayrılan rakamların büyüklüğüne rağmen; sanayinin gelişmesi konusunda yeterli adımlar atılamaması; gerek askeri, gerek politik, gerekse ekonomi çevrelerinden eleştiri almaktadır.

Bu raporda, bu konuda başarılı uygulamaları ile dikkati çeken Türk Savunma Sanayii’nin bugüne nasıl geldiği; sanayide yer alan firmaların sürdürülebilirliklerini nasıl sağladıkları, bunun sağlanmasında Devletin rolü gibi konular işlenecektir.

II.TÜRK SAVUNMASININ KUŞBAKIŞI GÖRÜNTÜSÜ

Dünya genelinde savunma harcamalarının GSMH’ye oranı %2,4 olup, Türkiye için bu oran 1999’da %4 iken 2008’de %2,3’e inmiştir. 2007 itibariyle bu oran Yunanistan’da %3,3; Bulgaristan’da %2,6; Rusya’da %3,5; İran’da ise %2,9 olmuştur.

Türkler 2000’li yıllarda savunma harcamalarını düşürürken, sağlık ve eğitim harcamalarını artırmışlardır. Burada gözetilen gerekçe, sosyal refahın artırılması olmuştur. Ancak, 2012’den başlayarak bu mantık değiştirilmiş, “Güçlü Ordu, Güçlü Dış Siyaset, Güçlü Ekonomi” doktrini benimsenmiş ve harcamalar %2,3 seviyesinden; tedrici olarak 2022’ye kadar %4,5 mertebesine çıkarılmıştır.

Aralık 2009 itibariyle savunma sanayiinde faaliyette bulunan şirketlerin sayısı, 116 iken, 2023 yılı itibariyle bu sayı 427’dir.

Savunma Sanayiinde İstihdam

2009 yılı sonu itibariyle savunma sanayiinde takriben 42.000 personel görev yapmakta iken, bugün bu sayı 96.000 civarındadır. Bu sayıda en önemli faktör, çalışanların çok büyük bölümünün ürün geliştirme mühendisleri, test mühendisleri ve uzmanları oluşudur.

Savunma Sanayi Sektörünün Cirosu

2009 yılı SaSaD anketi sonuçlarına göre Türk Savunma Sanayii sektörü cirosu 2,319 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. 2022 yılı sektör cirosu 8 milyar dolardır.

Türkiye’nin Savunma Harcamalarında Gelir-Gider Durumu

SSM tarafından sağlanan verilere göre, 2010’larda SSM’nin temel para kaynağı olan Savunma Sanayii Destekleme Fonu yönetiminde önemli bir değişiklik olmuş ve Hazine Müsteşarlığı tarafından Fon’da birikmiş kaynakların öncelikle kullanılması uygun bulunmuş; bu doğrultuda tahakkuk etmiş alacakların Fon’a transferi işlemleri yavaşlatılmıştır. Bunun neticesinde JSF gibi projelerin olağanüstü yüksek kredi ödemelerinin baskısı, savunma sanayinin diğer projelerinin sözleşmeye bağlanmasını geciktirmeye veya diğer projelerin, ödeme güçlükleri nedeniyle, yavaşlamalarına yol açmıştır. Bu durum, SSM’nin kuruluşundan o günlere kadar yaşanmamış bir “gecikmeli ödeme” sonucunu, kısa süreyle yaratmış; bunun üzerine 2015’lerde projelerde ilave bir gecikme riski ortaya çıkmıştır. SSM ve Türk Hükümeti bu darboğazı, Hazine Müsteşarlığı ile SSM’nin yakın ilişkileri, Başbakanın konuya doğrudan ve olumlu müdahalesi ile çözmüştür.

Halihazırda, Türk Savunma Sanayiinde ödemeler, zamanında ve sağlıklı olarak yapılmaktadır.

Türk Savunma Sanayiinde İhracat

2011 yılında “sadece savunma ürün ve hizmetleri ihracatından” elde edilen ihracat rakamı 1 milyar dolardır. Bu rakam, 2022 verilerine göre 4 milyar doları bulmuştur.

Türkler, genel olarak savunma sektörü hakkında yaptıkları sunuşlarda, savunma ürün ve hizmetleri ihracat rakamlarına, ağırlıklı olarak, savunma ofsetinden faydalanılarak elde edilen sivil havacılık ürünleri ihracat rakamlarını da eklemekte; buradan çıkan rakamı “toplam savunma ürün ve hizmet ihracatı” rakamı olarak kullanmaktadırlar. Bu yapıldığında ise yanıltıcı ve aşırı iyimser sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. “Ofsetler sonucu ortaya çıkan sivil ihracat” arzu edilen bir olaydır, ancak bu tür satış imkanları sadece yabancılardan ithalat olduğu sürece var olduğundan, bir paradoksa da işaret etmektedir: Yerli katkı oranı %100 olursa, bu tür ihracat rakamları sıfıra düşecek; yerli hiçbir şey alınmadığında ise sivil havacılık ürünlerine ait ihracat rakamları da maksimum olabilecektir… Bu yaklaşımın bir başka önemli etkisininde, ofset sonucu elde edilen ihracat rakamlarının, savunma sanayinin “pazarlama yeteneğini” ölçmek anlamında da yanıltıcı sonuçlara sebep olacağı değerlendirilmektedir.

Türk Savunma Sanayii, daha 2010’lu yıllarda ihracat atılımı içine girmiş ve değişik coğrafyalarda ürün pazarlama faaliyetlerine başlamıştır. Ancak bazı sektörlerde, birden fazla Türk Şirketi aynı ürün grubuna yönelik İş Geliştirme faaliyetinde bulunabilmekte; bu da müşterinin kafasında soru işaretlerine yol açabilmektedir. Bu gibi durumlara Almanya, İtalya, İngiltere, İsveç, Finlandiya, Fransa, ABD, Rusya, Kore ve Çin gibi rakip oyuncularda rastlamak olası değildir. İstihbarat Teşkilatımız bu gibi durumların Türkiye’nin ihracatına vuracağı darbeyi, ülkemizin avantajı olarak değerlendirmektedir.

Satış Sonrası Destekler

Türkler, geçmişte yaptıkları hatalardan ders çıkarmışlar ve yurt içinden temin ettikleri tüm sistemlerin satış sonrası destek hizmetlerini, ana sistemi sağlayan şirketlere bırakmışlar; böylece TSK’nın lojistik harcamalarında ciddi anlamda tasarruf sağlamışlardır.

III.   TÜRKİYE’NİN SAVUNMA VİZYONU VE SİYASETİ

Türkiye, basit ve sağlam bir dış politika siyaseti izlemektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün bundan yüz yıl önce yürürlüğe koyduğu dış siyaset politikası “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” tur. Bu politikaya sıkı sıkıya bağlı olan Türk dış siyaseti, komşuları ile “sıfır sorunlu” bir ilişkiler ağını aramakta; bunu da Polyannacılık oynamadan, aşağıdaki sırayla gerçekçi üç stratejik temele oturtmaktadır:

1. Güçlü Ordu

2. Güçlü Dış Siyaset

3. Güçlü Dış Ticaret

Aşağıdaki satırlarda bu başlıklar teker, teker incelenecektir:

1. Güçlü Ordu

·       “Güçlü,” Şimşek Gibi Hızlı” bir Türk Ordusunun mevcudiyeti, Türk Hükümetlerine bölgesinde ve dünyada güçlü siyaset yapma imkânı vermektedir.

·        TSK Komuta Heyeti, subay, astsubay ve eratı, üstün bir eğitime sahip olup; ülke vatandaşları Türk Silahlı Kuvvetlerini en güvenilir kurum olarak algılamakta, güvenmektedir. Komuta heyeti, vizyon olarak diğer büyük Ülkelerden bağımsız bir silahlı kuvvete sahip olmayı öncelikli amaç edinmiştir.

·        Türk Donanması 2020’li yıllardan itibaren Akdeniz dışındaki geniş bir coğrafyada Türk ticaret filolarının deniz yollarını açık tutmaya başlamış; Türk dizel-elektrik denizaltılarının Güney Kutbunda Kerguelen takımadaları yakınına kadar indikleri ve istihbarat faaliyetlerinde bulundukları raporları alınmıştır. Türk Denizaltılarının Kızıldeniz, Güneydoğu Asya kıyılarında gizli ve sürekli gözetleme/devriye görevi yaptıklarını değerlendirmekteyiz. Türk Deniz Kuvvetlerinin, filolarındaki denizaltılarının özgün tasarımlı olması konusundaki kararlılığı nedeniyle, 2025 yılından itibaren ana sistem bazında dışa bağımlılık sona erecektir. İlk Türk nükleer denizaltısının 2028 yılında Türk Tersanelerinde kızaktan indirilmesi planlanmaktadır.

·        Türk Hava Kuvvetlerine ait tüm uçucu birliklerde yazılımlar 2015’lerden itibaren tamamen özgün yapılmış; bu konuda dış güçlerin baskısı ve herhangi bir operasyonda arzu edilmeyen müdahaleleri önlenmiştir. Türk Hükümeti 2011 yılında aldığı bir kararla özgün savaş uçağına kapıyı açmış olup, ilk Türk savaş uçağının 2024 yılında uçması planlanmaktadır. Türklerin küresel ihtirasları olmadığı bilinmekle beraber, Türk Genel Kurmayının, özgün Türk Ağır Bombardıman Uçağı hedefi vardır ve bu konuda sessizce çalışıldığı değerlendirilmektedir. Türkler, Uzay Komutanlıklarını uzun yıllar önce kurmuş olup; bu konuda her an sürpriz yapacak gizli çalışmalar yürüttüklerini endişeyle değerlendirmekteyiz. Müttefiklerinin, bu tür hamlelerin “fizibl” olmayacağı tavsiyelerine boyun eğmeyen Türkiye, bu tür stratejik konularda “fizibilite” kavramını çöpe atmış, kendi stratejik amaçları söz konusu olduğunda projenin maliyetini ikinci plana atmakta sakınca görmemiştir. Ülkemiz savunma harcamalarının gün geçtikçe azaltılması, Ülkemiz savunmasını Türklere karşı büyük zafiyet içine sokmaktadır.

·        Türk Kara Kuvvetleri, 2009’dan itibaren dışarıdan herhangi kara sistemini almayı yasaklamış; tüm sistemlerin Türkiye’den teminini öngörmüştür. Bu vizyon doğrultusunda ülkenin bir dönem Almanya’dan doğrudan almayı planladığı Yüzücü Hücum Köprüleri ülke sanayii tarafından geliştirilmiş; 1990’larda lisans altında üretilmesi planlanan 6x6 ve 8x8 zırhlı araçlar ülke sanayii tarafından geliştirilmiş; bir zamanlar ABD, Fransa, İtalya, Rusya, İsviçre, Finlandiya egemenliğinde olan bu alanda Türkler söz sahibi olmuşlardır. 1990’larda Ana Muharebe Tankını lisans altında almayı planlayan Türkiye, 2004’de, Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın vizyonu ile özgün tasarıma yönelmiş; Altay AMT Kore teknik desteği ile ortaya çıkarılmıştır.

2. Güçlü Dış Siyaset

·        Güçlü Ordusu sayesinde, Bölgesinde ve Dünyada çekinilen güç haline gelen Türkiye, dış siyasetinin sesini ve tonunu ayarlamakta özgürleşmektedir...

·        Güçlü dış siyaset, Türkiye’nin “sıfır sorunlu komşu” politikasına yardımcı olmaktadır. Kimseden toprak talebi olmamasına karşılık Türkiye’nin güçlü ordusu ile verdiği mesaj “benden çekinin, benimle dost olun, kafa tutmaya kalkmayın”dır. İlave olarak da “aranızda da didişmeyin; bölgede istikrar olmazsa ekonomi de olmaz; sakin olun”dur.

·        Bu mesajlar dengeli, istikrarlı bir sükûnet ortamını sağlamaktadır.

·        Göreceli zayıf komşular ve diğer zayıf bölge ülkeleri, Türk Ordusunun koruyucu kalkanı altına alınırsa, Türkiye lehine daha da güçlü dış siyasi sonuçların çıkacağı her türlü izahtan varestedir.

3. Güçlü Dış Ticaret

·        Güçlü Ordu ve Güçlü Dış Siyaset neticesinde, Türk dış ticareti sağlam ve gelişmeye açık bir nitelik kazanmaktadır.

·        Ticaret yolları açıktır; komşular ve bölge ülkeleri hasmane davranışlar yerine işbirliğini seçmişler; ekonomik ilişkiler en üst düzeye çıkarılmıştır.

·        Türkiye, bizim dışımızdaki komşuları ve bölge Ülkeleri ile ortak bir pazar kurmuş, sınırları açmış; tüccarlar ellerini, kollarını sallayarak alışverişe başlamışlardır. Bunun günlük hayata yansıyan etkisi, anılan ülkelerin Türkiye ile ekonomik entegrasyona neredeyse girmiş olmalarıdır...

IV.     TÜRKLER SAVUNMA TEDARİĞİNİ NASIL YAPIYOR?

Diğer kamu alımları içinde savunma tedariki, Türklerin en başarıyla uyguladıkları alanlardan birisidir. Henüz bazı küçük sıkıntılar devam etsede, özellikle son yirmi yılda, bu konuda uzun mesafeler alınmıştır.

Savunma tedariki, Stratejik Hedef Planı (SHP) ve On Yıllık Tedarik Planı (OYTEP) denilen planlama safhaları ile başlamaktadır.

IV.1    SHP

Bu safha tüm kuvvetlerin, bütçe kaygısı olmadan, hazırladıkları tüm projeleri bir havuza attıkları ilk aşamadır. Bu plan 2012’lere kadar Gizli olup, sanayiye kapalıydı. O dönemlerde içe kapanık bir süreç izlemekte; bu safhada ne olup bittiği bilinememekteydi. “İhtiyacın tespiti, bu konuda mevcut olan teknolojilerin taranması, konsept oluşturulması, ihtiyaca en uygun sistemlerin tarifi işlemlerinin savunma sanayinden seçilmiş güvenilir ekip elemanları ile birlikte, el ele ve gizlilik içinde yapılması” gibi kavramlar nedense o dönemlerde benimsenmemişti. TSK’nın, uzun vadeli hayal ve hedeflerini yansıttığı SHP’yi, sanayi ile paylaşmaması, uzun vadeli planlama konusunda çok becerikli olan savunma sanayi şirketlerinin bir strateji ve yatırım planı hazırlamasını önlemekte; zaten çok atılgan olan Türk Savunma Şirketlerinin, daha da gelişmesini önlemekteydi.

Ancak 2013’ten sonra TSK büyük bir düşünce değişikliğine gitmiş, savunma sanayiini de stratejik gücü olarak kabul etmiş; doktrin oluşturma, konsept çıkarımı, Proje Tanımlama Dokümanı (PTD) yazımı gibi konularda savunma sanayiinin tüm kesimleri ile yakın işbirliği içine girmiştir. Türkler, bu nedenle, büyük bir atılım içine girdiklerinden, bundan da zarar gören yine ülkemiz olmuştur.

IV.2    OYTEP

SHP’nin içinden seçilmiş, bütçe ayrılmış ve gelecek 10 yılda TSK’nın almayı planladığı projelerin yer aldığı belgedir. Üç yılda bir yayımlanır.

2011 yılına kadar bir müddet, kısıtlı bir çerçevede, “OYTEP’in sadece Şirketleri ilgilendiren kısımları” kamuya açılmış ve bu konuda yapılan birçok sempozyum, konferans, makale ve şifahi beyanlarda OYTEP’in sanayiye açılmış olduğu beyan edilmişti. Sonra bu işlem de sessizce durdurulmuştu. Sanayici ise çekingen ifadelerle bu kısıtlı sürecin sanayi yatırımlarının planlanması ve gerçekleştirilmesi için yeterli olmadığını anlatmaya çalışmış, ama derdini yeterince ifade edememişti.

Sanayiciler için OYTEP’in tamamına hâkim olamamak; gelecek 10 yılda başka hangi alanlara ve hangi ölçüde yatırım yapmalarının mümkün ve gerekli olduğu analizini yapamamak sonucunu doğurduğundan, savunma sanayii 2011 yılına kadar sıkıntı çekmişti.  TSK, 2012 yılından itibaren daha şeffaf bir modele geçmiş ve OYTEP’i sanayiye tamamen açmıştır. Böylece son on yıldır Türk Sanayii, TSK’nın gelecek on yılda ne yapacağını bilmekte; görüş verebilmekte ve gelecek hazırlıkları yapabilmektedir. Bu şeffaf politika TSK’nın da kendi ihtiyaçlarını daha rasyonel hale getirmesine, sanayi ile ortak çalışmalar yapabilmesine olanak sağlamaktadır. Dolayısıyla bu durum, bizim işimize gelmemektedir.

IV.3   Tedarik Eylemi

TSK adına tedarik yapan iki temel kanal vardır: SSM ve MSB.

SSM, 2015’lere kadar daha çok sistem geliştirme projelerini yaptırmakta, doğrudan alımlar ise genelde MSB’ye aktarılmaktaydı. 2015’den sonra savunma tedariki daha sağlıklı bir yapıya kavuşturulmuş; tüm tedarik işleri MSB’ye bağlı SSM tarafından yürütülmeye başlanmıştır. SSM proje grubu:

·        Özgün Geliştirme Projeleri

·        Modernizasyon Projeleri

·        Hazır Alım Projeleri

olarak tedarik ihtisas gruplarına ayrılmıştır. Bu yapılanma daha önceleri var olan MSB Dış Tedarik, MSB İç Tedarik Daireleri ile SSM arasındaki iş örtüşmelerini, yanlış anlamaları önlemiş; kamuda verimli bir tedarik yolunu açmıştır.

Bir proje TSK tarafından SSM’ye aktarıldığında, SSM’nin eyleme geçebilmesi için üst düzey bir karar gerekmektedir. SSİK denilen, içinde Başbakan, Savunma Bakanı ve Genel Kurmay Başkanı olan Savunma Sanayi İcra Kurulu yılda iki kere toplanıp, hangi projelerin gerçekleştirileceğine dair karar verir veya projeyi iptal eder. Bu kararı cebine koyan SSM, tam yetkiyle yola çıkmaktadır.

2010’lu yılların başlarına kadar, Projeleri ifa edecek şirketlerin belirlenmesi şu şekilde oluyordu:

·        Kara ve Su Üstü Araçları sektöründe, Vakıf Şirketleri de olmadığı için, özel sektör şirketlerini birbiri ile yarıştıran ihale yöntemi;

·        Daha çok Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı Şirketlerinin yer aldığı sektörler olan Havacılık, Elektronik, Elektronik Harp, Roket ve Mühimmat gibi alanlarda ise ihalesiz olarak, tayin olunan şirkete o işin aktarılması yöntemi

2012’li yıllardan sonra projelerdeki azalmaya da paralel olarak Vakıf şirketleri daha esnek, hızlı, rasyonel kararları anında verebilen, personel ve harcamalarında performansa önem veren bir yapıya geçmişler; geniş ihracat kadroları kurmuşlar ve günümüzdeki daha küçük, hızlı, esnek ve çok becerikli global oyuncu olan Vakıf şirketlerini ortaya çıkarmışlardır.

2011’de SSİK kararı ile SSM tarafından Proje olarak sanayiye dağıtılmış projelerin, geriye kalan kısım (“Bekleyen Siparişler” veya Backlog) miktarı 21,4 milyar dolardı.  “Bekleyen siparişler” genel olarak sanayinin önünde hiçbir iş almadan daha kaç sene ayakta kalabileceğini gösteren faktördür. 2011’de tüm Türk Savunma Sanayiinin elinde 21,4 milyar dolarlık bekleyen sipariş vardı. Bu rakamın sektörlere göre dağılımı o yıllarda aşağıdaki gibiydi:

Havacılık             10,3 milyar dolar

Elektronik              7,3 milyar dolar

Roket, Mühimmat  2,0 milyar dolar

Kara                       1,2 milyar dolar

Denizcilik               0,5 milyar dolar

O yıllarda, “bekleyen siparişlerle” sektörel cirolar karşılaştırıldığında, havacılık sektöründe 2009 toplam cirosunun 9,5 katı bekleyen sipariş vardı. Savunma Sanayiinin iç piyasada yılda ortalama 1,5 milyar dolarlık iş yaptığı düşünülürse, o hızla “bekleyen siparişlerin” bitirilme süresi takriben 10-15 yıl olacaktı! Bu neticenin ciddiyetini gören SSM, ellerinde büyük miktarda iş bulunan Kurumların, özellikle Vakıf Şirketlerinin, yıllık iş yapma kapasitelerini artırmalarını sağlamıştır. 2022 yılı sonu itibariyle Türk Savunma Sanayi Şirketlerinin yıllık iş yapma kapasiteleri 8 milyar doları aşmıştır.

IV.4    Türkiye Cumhuriyeti Savunmasında Oyuncular

Türkiye’nin milli savunmasında rol alan oyuncular şunlardır:

1. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)

2. Milli Savunma Bakanlığı (MSB)

a. Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM)

3. Savunma Sanayii

IV.4.1  TSK

Dünyanın sayılı askeri güçlerindendir. 1950’lerde müttefik ülkeler tarafından gönderilen hibe araç ve gereçlerle 1974 Kıbrıs çıkarmasını yapan; daha sonra ambargolarla hareketi kısıtlanan TSK, son 40 yılda yapılan hamlelerle sayılı ordular arasında yerini en başlarda almıştır.

Başlarda daha muhafazakâr olan TSK Komuta heyeti, önceleri sadece askeri fabrikalar ve göreceli olarak kendi kontrolleri altında olan Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfına ait şirketlerden alım yapmakta idi. Komuta Heyeti, 2000’li yıllardan itibaren özel sektörün sürdürülebilirlik anlamında kalıcılığını, iş becerilerini, kalite ve ürün güvenirliğini ispatlaması üzerine; silah sistem alımlarında özel sektörden de alımı tercih etmeye başlamıştır. Bu arada özel sektör şirketlerinin rekabetçi yapıları, ihracat becerileri ve kriz anında gösterdikleri esneklik becerileri TSK’yı olumlu anlamda etkilemiş; Vakıf Şirketlerinin yapısının yabancı şirketlerle rekabet edebilir hale getirilmesi çalışmaları, 2010’lu yıllardan itibaren başarıyla gerçekleştirilmiştir.

TSK, 2015’lerde Test, Ölçme ve Değerlendirme Tugaylarını kurmuş; kara, hava ve deniz harekatlarında kullanılacak tüm araç, silah ve teçhizatın, ilgili konseptlerin denenmesi bu Tugaylar marifetiyle sağlanmaya başlanmıştır. Türk askeri, çok iyi eğitimli olması; daima en iyi silah ve teçhizatı seçmesi ile ünlüdür. Türk Ordusu, kendi vatandaşları tarafından geliştirilen silah, mühimmat ve teçhizatı tatbikatlarında gerçek senaryolarda denemekte; satın almakta; iyileştirme önerilerini vermekte; ürünü geliştiren tasarımcıların da tatbikatlarda yer almasını şart koşmakta, böylece masa başında tasarlanmış ürünler yerine, gerçek koşullara uygun, güvenilir Türk Savunma Sanayii ürünlerinin ortaya çıkmasına önderlik etmektedir.

TSK tarafından gerçekleştirilen bir diğer devrim ise, Askeri Ağır Bakım Fabrikalarının asli görevleri olan bakım onarım görevlerine geri dönmeleri olmuştur. Bu konudaki bulgular, Raporun Askeri Fabrikalar başlığı altında incelenmektedir.

IV.4.2    MSB

Milli Savunma Bakanlığı, ülkenin en önemli Bakanlıklarından birisi olup, daima tecrübeli bir siyasi, bu Bakanlığın başına getirilmektedir. Savunma Bakanının, askerler tarafından da sevilen ve sayılan siyasilerden olması, asker-sivil ilişkilerinin sağlam bir zemine oturmasına yardımcı olmaktadır. SSM, MSB’ye bağlıdır.

IV.4.2.1    Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM)

7 Kasım 1985 tarihli bir kanun ile kurulan SSM’nin kuruluş amacı, “modern savunma sanayinin geliştirilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin modernizasyonunun sağlanmasıdır”. Bu Kanun, SSM’den beklenen iki görevin de eşit ve birbirine önceliği olmayan şekilde yerine getirilmesi olduğunu vurgulamaktadır. SSM, bu görevlerden “TSK modernizasyonunu”, 1985 ile 2011 arasında, asli görevi olarak almış; proje havuzunda birikmiş projelerin başarıyla gerçekleştirilmesini sağlamak üzere mobilize olmuştur. Bu öncelik, 2010’larda Müsteşar olan ve sanayiye büyük hizmetler vermiş olan Sn. Murad Bayar’ın ifadelerinden anlaşılmaktadır. Sanayinin geliştirilmesi de o tarihlerde SSM’nin öncelikleri arasında yer aldığından bünyesi içinde bir Sanayileşme Dairesi bulunmaktaydı.

Bugün ise SSM, projelerin yönetimine verdiği önem kadar, sanayiye yön verme ve geliştirme konularında da birincil aktif rol almakta; sanayide rol almak isteyen yeni grupların sertifikasyonunu sağlamakta, sanayide görev yapacak personelin eğitimi konusunda lider rolünü oynamakta; işbirliklerinde yön gösterici olmakta; savunma sanayiinin diğer sektörlerde rol almasını sağlamaktadır.

SSM’de Stratejik Planlama

SSM, savunma sanayinin geleceğini nasıl şekillendireceği yönünde etkin bir stratejik planlama süreci yönetmektedir. Bu süreç öncesinde, sanayinin önde gelen görüş sahiplerinin düşüncelerini almakta; ardından stratejik planlamayı yaparak, paylaşmakta ve uygulamaya koymaktadır.

Etkin dinleme ve görüş paylaşma araçlarından birisi de, hem sanayi hem de askerlerle yapılan Savunma Sanayii Vizyon Paylaşım Toplantılarıdır. Önceleri, taraflarla birebir buluşan SSM, 2012 yılından itibaren SSM koordinatörlüğünde, askerler ve savunma sanayii temsilcilerini Vizyon Toplantılarında bir araya getirmeye başlamıştır.

Stratejik Plan temelinde hazırlanan Sektörel Stratejiler dokümanı ise, planın değişik sektörlerde nasıl uygulanacağı yönündeki “SSM’nin bir iç rehberi” niteliğindedir.

SSM Personel Politikaları

Müsteşarlığın içe dönük hedefi “uzman tedarik kuruluşu olmak”tır. Personel alım ve eğitim politikalarını bu amaca uygun olarak uygulayan SSM, “rotasyon” ile de personelinin değişik alanlarda tecrübe kazanmasını hedeflemektedir.

Kurumun, 2022 verilerine göre 1245 kişilik kadrosu bulunmaktadır. Bu kadro ile proje başına 3.5 kişilik bir uzman kadro imkânı SSM’ye sağlanmıştır. Bu rakam 2010’larda 1.5 kişi civarında idi. Proje başına düşen uzman kadroda artış sağlanması, Türk Hükümetinin savunma projelerinin zamanında ve istenen kalite ve sürede bitirilmesi kararlılığını göstermesini sağlamıştır.

SSM’nin bugünkü güncel sorunu, 2012’de hizmete giren ve 900 personel alabilen modern binasının ihtiyaca yetmemesi, bu nedenle değişik semtlerde kiralanan ek hizmet binalarından yararlanmak zorunda kalınmasıdır.

SSM İş Vereceği Şirketi Nasıl Seçer?

2010’lu yıllara kadar, SSM’nin iş vereceği şirketleri seçiş şeklinde, kolay anlaşılamayan bir sistem mevcuttu.

Kara ve deniz sistemlerinde ihale yönetimini uygulayan SSM, kıyasıya rekabet ortamında, en ucuz sistemi özel şirketlerden alma yolunu seçerken; hava savunma sistemlerinde, uçar sistemlerde, roket sistemlerinde ve elektronik ana sistem alımlarında Vakıf şirketlerine doğrudan iş verme yöntemini uygulamaktaydı. İstihbaratçılarımız, o yıllarda bu konuların neden bu şekilde çözüldüğüne dair yazılı bir strateji dokümanını veya talimatı ele geçirememişlerdir.

2023 yılı itibariyle SSM, tüm sektörel alanlarda kilit şirketlerin iş hacim koordinasyonunu elinde bulundurmaktadır.  Bu şirketleri, verdiği işlerle ayakta tutmakta; bunu yaparken ihale yöntemini de kullanarak rekabet maşasını elinden bırakmamaktadır.

Satış Sonrası Hizmetlerin Temini Hakkında

Bu konu önceleri fazla dikkat çekmemiş ise de “ana sistemlerin bakım ve idamesinin, onları geliştiren şirketler tarafından yapılması ihtiyacı”, bu konuya olan ilgiyi artırmıştır.

2012’den sonra, ana sistemleri temin eden yerli şirketlerin, bu sistemlerin bakım ve tamirini de üstlerine almaları; modernizasyon gerektiğinde ise bu işlemi de o sistemi geliştiren şirketlerin yapması, Türk savunma sanayine büyük ivme kazandırmıştır.

Bu sayede SSM, Savunma Sanayi Şirketlerini, zor zamanlarda, bakım onarım işleri ile ayakta tutma manivelasına sahip olmuştur.

SSM’nin Proje Yönetim Performansı

TSK’nın, SSM nezdinde, 2023 yılı başı itibariyle yürütülmekte olan proje sayısı 350’ye ulaşmış bulunmaktadır.

Sözleşmesi imzalanmış projelerin 2009 sonu itibariyle toplam tutarı 23 milyar dolar iken, 2022 yılında sözleşmesi imzalanmış projelerin tutarı 73 milyar dolardır. Bu tutar, 2004 yılında sadece 8 milyar dolar civarında idi.

Buna karşılık 2004 yılında Kurumun personel sayısı 262 iken, 2009’da bu rakam 368 olmuş; 2023 yılı itibariyle bu rakam 1200’leri geçmiştir. Proje başına personel sayısı 2006 yılında 1,80 iken, bu rakam 2009’da 1,53’e düşmüş; bugün ise bu rakam 3,5’a çıkmıştır.

Resmen beyan edilmemekle birlikte, o yıllarda önemli projelerin takvimlerinde sarkmalar olduğu da değerlendirilmektedir. SSM beyanlarına dayanılarak, son kullanıcı olan TSK’nın, o yıllarda proje takvimlerinde bu nedenle esneklik tanıdığı anlaşılmaktadır (Ref: SSM 2009 Faaliyet Raporu; Sn. Murad Bayar’ın Önsözü). Bunun, sanayi ve SSM kaynaklı sebeplerinin SSM tarafından detaylı olarak analizinin yapıldığına inanılmakta; önlemler alındığı değerlendirilmektedir.

Sanayinin Geliştirilmesi ve Yönlendirilmesi Performansı

SSM 2009 Faaliyet raporunda, 2009 yılında Savunma Sanayiinin Yönlendirilmesi başlığı altında, 2009 yılında gerçekleştirilen/katılınan faaliyetler sıralanmıştır. Bu listede çok sayıda aktivite vardır ve SSM’ye, sanayinin bu anlamda müteşekkir olduğunu ifade etmek gerekir.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı öncülüğünde başlayan, Vakıf Şirketlerinin bir Holding altında toplanmaları projesi üzerinde halen çalışılmaktadır. Bu çalışma dahi, başlı başına bir vizyoner bakışın yansımasıdır.

SSM savunma sanayiini yönlendirirken, 2010’lu yıllardaki sanayi beklentileri, kısaca şu şekilde özetlenebilir:

1.     “Gelişmiş ülkelerde dahi sektörlerde yer alan şirket sayısı ikiyi geçmemektedir. Türkiye’de ise Kara ve Deniz sektörlerinde özel sektör şirketleri ve askeri fabrikalar yer almakta; bu alanda rekabet, 5-6 kurum arasında yapılabilmektedir. Gerek bütçe, gerek proje, gerekse SSM’nin elindeki kaynakların verimli kullanılabilmesi açısından bu sayılar çok fazladır. Bazı sektörlerde ise sadece Vakıf Şirketlerinin Ana Yüklenici olarak seçilmelerinin (Bu uygulama, SSM’nin Sektör Stratejileri dokümanında yer alıyor!) sebepleri, özel sektör tarafından anlayışla (biraz da ses çıkaramayarak) karşılanır olmakla birlikte; resmi bir dayanağının olmamasının kaygı uyandırdığını; bunun düzeltilmesinin SSM açısından da sayısız yararları bulunduğu düşünülmekteydi. Özetle 2010’lu yıllarda, tüm sektörlerde, ana yüklenici olmanın kriterlerinin aynı ve adil olması konusunda sanayinin bir beklentisi vardı”.

2.     “Sektörlerde yer alacak ana yüklenici şirketlerin kısa listesinin oluşturulması; bunun belirlenmiş ve deklare edilmiş prensiplere göre yapılması; bu kıstasların dışındaki şirketlerin bu alanlara katılmalarının önlenmesi de” sanayi beklentileri arasındaydı”.

Ürün Geliştirme Kredisi

SSM, Türk Savunma Sanayisinin sahip olduğu özgün ürünlerin sayısının artmasının, Türk Savunma ihracatını artıracağını değerlendirmektedir. SSM, ürün sayısının kısa sürede artmasını sağlamak için, Ürün Geliştirme Kredisi (ÜGK) mekanizmasını 2013’te kurmuş veya başarıyla işletmiştir.

Bu kredi miktarının, yıllık Savunma Sanayii cirosunun %10’u mertebesinde olması, bizler için örnek alınması gereken bir husustur. İlk yıllarda, yüksek görünen bu meblağı kullanacak bedelde proje bulmakta zorlanılmış; ancak, 2015’ten itibaren Türk Savunma Sanayii daha büyük düşünmeye başlamış ve yeni ürün projeleri birbirini takip etmeye başlamıştır. Çok düşük faizli olan bu kredinin, ilk beş yılının ödemesiz olması; alınan kredinin geri ödenmesinin ise en az on yılda yapılması tüm yaratıcı şirketleri yeni ürünler geliştirmeye teşvik etmektedir.

Bu kredinin adil ve dengeli olarak talep sahiplerine dağıtımı, SSM’nin tespit ettiği ilkeler doğrultusunda, SSM tarafından yapılmaktadır.

2023 itibariyle SSM ve TSK, sanayi tarafından geliştirilecek ürünlerin TSK tarafından öncelikli olarak denenmesi ve satın alınması mekanizmalarını kurmuş; faaliyete geçirmiştir.

Ofset Destekleri

Türk Savunma Sanayi şirketlerinden bazıları sürekli olarak ihracat yaptıkları için, satılabilecek ofset stokları bulunmaktadır. SSM, bu şirketlerin ofsetlerinin satışına izin vermekte; satıştan elde edilen gelirin Ürün Geliştirme projelerinde ve ürün geliştirme merkezlerine yapılacak yatırım harcamalarında kullanılmasına izin vermektedir.

SSM, yan sanayinin gelişmesi üzerinde de büyük çaba harcamaktadır.  Bu çerçevede savunma sanayii alanında ana yüklenicilere ürün ve hizmet sağlayan yan sanayi şirketleri, yapılan yatırım ve destekler sonucu, belirli bir üretim kültürüne kavuşmuştur.

IV.4.3    Türk Savunma Sanayii

Türk Savunma Sanayiinde kurumlar TSKGV Şirketleri, “Milli Savunma Bakanlığı Bağlısı” bir şirket olan MKEK, Özel Şirketler, Askeri Fabrikalardan oluşmaktadır. Bu kurumların özellikleri aşağıda sıralanmıştır:

Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı (TSKGV)

Türkler Silahlı Kuvvetlerini güçlendirmek üzere Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfını (TSKGV) kurmuşlardır. Vakfın amacı “Türk Milli Harp Sanayisinin geliştirilmesi, yeni harp sanayi dallarının kurulması, harp silah araç ve gereçlerinin satın alınması suretiyle; Türk Silahlı Kuvvetlerinin savaş gücünün artırılmasına katkıda bulunmak üzere; Türk vatandaşlarının maddi ve manevi desteğini sağlamaktır”.

Vakfın bir kuruluş kanunu olup, kurucuları arasında Milli Savunma Bakanı, Genelkurmay II. Başkanı, MSB ve SSM Müsteşarı bulunmaktadır. Dolayısıyla çok güçlüdür.

Vakfın yönetim organları Vakıf Başkanı, Mütevelli Heyeti ve Genel Müdürlükten oluşur.

Vakfın ve Mütevelli Heyetinin Başkanı Milli Savunma Bakanıdır. Vakıf, Başkan tarafından temsil olunur. Mütevelli Heyeti ise Milli Savunma Bakanı, Genelkurmay 2. Bşk, MSB Müsteşarı ile SSM Müsteşarından oluşmaktadır.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere TSKGV, dolayısıyla bağlı ortaklığı olan şirketler, aslında kamudur, devlettir. Bu çerçevede, ihtiyaç makamı olan TSK ile TSK adına tedarik yapan SSM’nin, TSKGV içinde yer almaları, savunma sanayi yapılanması üçgeninde ilginç ve çok güçlü bir ilişki ağı oluşturmaktadır.

Vakıf Şirketleri:

Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfının (TSKGV), hisselerin çoğunluğuna sahip olduğu Şirketlerdir. Türk Ticaret kanununa göre, Özel Şirketler olarak da anılan bu Şirketlerin gerçek sahibi ise yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere Türk Devletidir. Bu Şirketler Aselsan, TAI, Havelsan, Roketsan, İşbir ve Aspilsan’dır.

2010’larda Türk savunma sanayinde, kara araçları dışındaki, tüm sektörlerde ana yüklenici rolü, SSM tarafından Vakıf şirketlerine verilmekteydi. Vakıf şirketlerine sürekli ve kararlı olarak bu rolün verilmesini gerekli kılan herhangi resmi bir karar, politika veya stratejiye rastlanılamamıştır. Bir başka deyişle o yıllarda Türk Vakıf Şirketleri, iç piyasada rekabetsiz, doğrudan görevlendirme ile iş almakta idi. Bu durumun, bu şirketlere kısa ve orta vadede elverişli bir iş ortamı sağladığı açıktır. Ancak bu steril ortamın, anılan şirketlerin rekabetçiliğini ne kadar teşvik ettiği; rekabet ortamının bulunmaması nedeniyle, şirket refleks ve yeteneklerinin ne ölçüde test edilebildiği sorusu açık bulunmaktaydı. Bu boşluğu gören Vakıf ve Vakıf şirketlerinin üst düzey yöneticileri 2010’lu yılların ortalarında Vakıf ve şirket yapılarında reform yapmışlar; maliyetleri sorgulamışlar ve sonuçta bugün var olan rekabetçi, esnek, çok güçlü Vakıf şirketleri yapılanmasını ortaya çıkarmışlardır.

Özel Şirketler:

Hisselerinin tamamı özel sermaye gruplarına ait olan şirketlerdir. Sektör içinde en dinamik ve rekabetçi grup bu şirketlerden oluşmaktadır. 2009 yılında yapılan ihracatın %50’sini sağlayan Özel Şirketlerin, o yıl içinde iç pazardan aldıkları pay sadece %12 idi. Bu pay yıllar içinde artmış ve bugün %50 mertebelerine ulaşmışlardır.

Askeri Fabrikalar:

Türkiye’de Askeri Fabrikaların ana kuruluş amacı, 1950’lerde Türkiye’ye gönderilen ve yedek parçası olmayan askeri sistemleri ayakta tutabilmekti. Zamanla bu ihtiyaç azaldıkça, TSK içinde önemli bir de teşkilat yapısına kavuşmuş olan askeri fabrikaların, mevcudiyetlerini devam ettirebilme refleksleri ortaya çıkmıştır. Bunun neticesinde, TSK’nın ihtiyaçlarının önemli bir Bölümünü fabrikalara yönlendirme baskısı, doğal olarak, ortaya çıkmıştır.

1998 yılında yayınlanan Bakanlar Kurulu imzalı Savunma Sanayii stratejisinde yer alan bir maddeye göre, Askeri Fabrikaların asli görevleri olan Bakım ve Onarıma yöneltilmeleri temennisi vardır. Bu çerçevede TSK, 2000’li yılların başında bu talimatı planlarına almış ve uygulama emirleri çıkmıştır. Ancak 2000’li yıllarda, teknolojik kabiliyet kazanma arzusuyla, fabrikalara sistem imalatı görevi verilmeye devam edilmiştir. Örneklerden bazıları aşağıda sıralanmıştır:

a) Almanya ile denizaltı inşaatı

b) Su üstü gemileri inşaatı

c) İsrail ile M60 Tankları modernizasyonu

d) Kore ile Fırtına obüsleri imalatı

e) M113 Modernizasyon projesi.

f) Aselsan ile Leo1 Modernizasyonu

2010’lu yıllardan itibaren askeri fabrikaların asli görevlerine dönmesi çalışmaları hızla başlatılmış ve bu dönüşüm başarıyla gerçekleştirilmiştir.

Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu

Türklerin gurur kaynağı olan bu devlet şirketi, yapısı itibariyle ortaya çıkan zorlukları aşabilmek için önce MSB Bağlı Şirketi statüsüne getirilmiş; 2015’li yıllarda, yapısı tamamen değiştirilerek rekabetçi bir yapıya kavuşturulmuştur.

Türk Savunma Sanayiinde AR-GE, Ürün Geliştirme ve TÜBİTAK

SSM, yeni ve özgün savunma sanayii ürünlerinin ülke ihracatında oynayacağı rolü 2009-2016 stratejik planında tespit etmiştir. Bu konularda destek vermeyi de öngören ilk adımlarında, teknoloji geliştirilmesine destek vermiştir. Fakat, 2012 yılında hazırlanan yeni stratejilerde bu adımdan vazgeçen SSM, doğrudan “yeni ürün geliştirme” projelerine destek vermeye başlamıştır. Bu konudaki formül şudur: SSM, TSK’nın öngördüğü veya dış pazarda da iş yapacak ürünleri geliştirme görevini kabiliyetli şirketlere dağıtmakta, ortaya çıkan ürünleri TSK, Test, Ölçme ve Değerlendirme Tugaylarında denemekte, başarılı bulduklarını tedarik yolunu seçmekte, diğerleri için ise geliştirme önerilerini sıralamaktaydı. Böylece Türklerin savunma ürünü geliştirme süreci, sürekli yeni ürünlerin ortaya çıkarılmasını sağlamakta; TSK’nın ise “şimşek gibi bir ordu” imajını pekiştirmekte idi.

SSM’nin yanı sıra TÜBİTAK ise, araştırma ve geliştirme alanında Türkiye’nin son yıllarda yaptığı atılımlarda öncülük etmiştir. Teknoloji ve ürün geliştirmede sağladığı teşviklerle TÜBİTAK, savunma sanayiinin en büyük destekçi kurumlarından olmuştur.

2011’den itibaren SSM ve TÜBİTAK yeni bir iş bölümü yapmış; SSM, AR-GE desteği sağladığı “teknoloji geliştirme” görevini TÜBİTAK’a devretmiştir. Buna karşılık TÜBİTAK’ta bir zamanlar el attığı seri üretim işlerine girmemeye; ancak geliştirdiği teknolojilerin ticari olarak üretilmesini sanayiye bırakmaya başlamıştır.

Türk Savunma Sanayiinin Belirgin Özellikleri

Sayın Başbakan,

TC’nin Cumhurbaşkanlarından Turgut Özal’ın ileri görüşlülüğü ile 1980’lerde kurulmuş olan Türk Savunma Sanayii, dünya pazarında aşağıdaki ayırıcı özellikleri ile diğer ülke savunma sanayilerinden ayrılır:

·        Türk Savunma Sanayii Şirketleri güvenilirdirler. Türkler verdikleri sözü tutan iş adamlarıdır. Yazılı kontrat önemli olmakla birlikte, verilen söz ülke sanayicisinin namusudur. Garanti süresinden çok sonra, uzun yıllar sonra, eskiyen sistemleri sorun çıkardığında müşterinin yanında olur ve soruna çözüm bulmaya çalışırlar. Bunu, müşterinin aleyhine ve kısa zamanda para kazanıcı bir eyleme çevirmek yerine, “önce yardımcı ol, sana güvensin; iş sonra zaten gelir!” anlayışı ile yaparlar.

·        Türk sanayicileri yüksek ahlaklıdır! Bu şirketlerin girdiği pazarlarda vergi verenler, Türk şirketlerinin çevrelerinde yarattıkları ahlak kültüründen olumlu anlamda etkilenir.

·        Türk savunma sanayicileri inatçıdır; hiçbir koşulda vazgeçmezler! Cesurdurlar. Risk almayı severler.

·        Türk savunma sanayicileri girdikleri pazara yerleşir; yerlileşirler… Bu raporun yazarları olarak bizleri en çok etkileyen hususlardan birisi de bu olmuştur. Yüksek milliyetçi duygulara sahip olan Türkler, bir pazara yerleşirken bencil davranmaz; mutlaka güçlü yerel ortaklar bulur; kendileri de o ülkenin vatandaşı imiş gibi bir ruha bürünürler.

·        Türkler daha fazla kazanmanın yolunu, ortağına da kazandırmaktan geçtiğini bilirler. Bu nedenle, Türk şirketleri ile iş yapmanın cazibesi giderek yayılmaktadır.

·        Türklerin yüksek özgüveni, iş becerisi ile birleşmiştir. 1980’li yıllardan itibaren Üniversitelerin en parlak öğrencilerini daha öğrenci iken kendilerine bağlayan savunma sanayicileri, bunun semeresini şirketlerine sadık, genç, yaratıcı çalışanlara sahip olmakla almaktadırlar.

·        Türk sanayicileri mütevazıdır! Tevazu, Türk kültürünün bir parçası olmakla birlikte Türk sanayicileri Türkiye’nin son yirmi yılda parlayan yıldızının şımartıcı etkisine kapılmamış; muhatapları karşısında daima saygılı ve mütevazı olmuşlardır.

Türk Savunma Sanayii ve KOBİ’ler

Sayın Başbakan,

Türkler, savunma sanayiini geliştirirken önce ana müteahhitlerin filizlenmesini sağlamış; daha sonra bu müteahhitlerin hızını artırmak, riski paylaştırmak ve yerel sanayii de geliştirmek için verdikleri ihalelerden belirli payların yan sanayiye aktarılmasını sağlamışlardır.

2005-2010 aralığında yan sanayiye en az %20 pay verilmesini zorlayan sistem, 2011’den başlayarak daha fazla iş payının aktarımını öngörmüştür. 2023 itibariyle ana müteahhitler aldıkları işin takriben %50’sini Türk şirketleri ile paylaşmak zorundadır.

Bu konudaki ilk çabalar, ana müteahhitlik görevini üstlenen şirketlerin, üretim ağırlıklı iç yapılarında dirençle karşılaşmış; temel yetenekleri bünyede tutup, detay üretim işlerini yan sanayiye aktarmak yerine pahalı makine yatırımlarını bünyelerine yapmışlardır. Buna kalite ve üretim kültüründen yoksun olan bazı yan sanayi firmalarının varlığı da sebep olmuştur. Ancak, SSM’nin teşvik ve zorlamaları ile yan sanayide son on yılda olağanüstü gelişmeler sağlanmıştır.

Devletin sanayi ile iş birliğine en iyi örneklerden birisi de 2013’lerde kurulan Türk Savunma Sanayii Akademisidir (TÜSSAK). SSM, Savunma İmalatçıları Derneği (SaSaD), OSTİM, KOSGEB iş birliği ile kurulan Akademi, savunma sanayiinin ihtiyaç duyduğu yetenek dallarında şirketlerin personeline eğitim vermekte ve sertifikalandırmaktadır. Çok geniş olan müfredat konuları arasında kaynakçılık, CNC operatörlüğü, ağır iş makineleri operatörlüğü, kalite kontrol uzmanlığı, test uzmanlığı, kalibrasyon, ERP vs. gibi olağanüstü sayıda konu bulunmaktadır. SSM, şirketlerin personelinin bu akademiden sertifika almasını şart koşmuştur. Böylece geçen on yılda, gerek ana müteahhitler ve gerekse yan sanayide ortak bir savunma sanayii üretim kültürü oluşmuştur.  Bu kültüre sahip olan OSTİM firmalarının artması, özellikle bu şirketlerin gerek Türkiye’de gerekse yurtdışında bu şirketlere ilave iş olanakları sağlamıştır.

V.    TEKRARLAMAKTA YARAR OLAN HUSUSLAR; YA DA “SONUÇLAR”

1.     Türk Devleti, Hükümeti ve Ordusu ile Türk Savunma Sanayiinin arkasındadır.

2.     Güçlü bir Ordu, beraberinde birçok siyasi ve ekonomik avantaj getirmektedir.

3.     TSK, Türk Savunma Sanayiini kendi stratejik gücü olarak kabul etmekte, her türlü çalışmayı birlikte yapmaktadır. Türk Savunma Sanayii ile TSK mensupları, karşılıklı ve çok sıkı diyalog bağları içindedir.

4.     Savunma satışları, diğer ülkeleri satışı yapan ülkeye bağımlı yapmaktadır.

5.     Yapılacak her stratejik adımdan önce verilecek kararlar için “fizibilite” çalışması yapılması kavramı; Türkler tarafında çöpe atılmıştır... Konu ülke çıkarları olduğunda Türkler, para harcamaktan kaçınmamaktadır. Bu şekilde birçok yetenek Türk savunmasına kazandırılmış, bu arada çöpe giden birçok ürün olmuş; ancak bunun çok doğal olduğu, tüm taraflar tarafından kabul görmüştür.

6.     Türkler, özgün ve her türlü fikir ve sınai hakları kendilerine ait olan ürünleri geliştirme konusunda son derece cesur ve ataktırlar. Türk Başbakanının özellikle destekçisi olduğu bu politika ile son on yılda yüzlerce özgün ürün, devlet desteği ve teşviki ile Türk Savunma Sanayii tarafından TSK emrine ve dünya pazarına sunulmuştur.

7.     Dünya piyasasında söz sahibi olmak için önce, Türkler gibi, ortak değer ve prensipler benimsemek ve gerekli yeteneklere sahip olmak gerekmektedir. Türkler bu ortak değer ve prensipleri ortak platformlarda geliştirmiş ve sahip çıkmışlardır.

8.     Türkler, ürünün başarısının ve müşteri nezdinde sağlanan güvenin yeni satışlar getirdiğini keşfetmişlerdir.

9.     Türkler, savunma projelerini, bilim adamlarını Türkiye’ye geri getirmek için başarılı bir platform olarak kullanmışlardır.

10.  Türkler, savunma sanayiini diğer sanayileri geliştirme yolunda bir model olarak kullanmışlar; otomotivde özgün Türk markalarının neden gerekli olduğunu bu sanayideki başarılar sayesinde keşfetmişlerdir.

Saygılarımızla

Arwanda Cumhuriyeti

Silahlı Kuvvetleri Genel Kurmay Başkanlığı

Yorumlar (1)

Yazılan yorumların sorumluluğu yorumu yazan okura aittir. Yazılan yorumlardan websitemiz sorumlu değildir.


Merhaba Haluk Bey. Gerçekten çok güzel bir makale olmuş bence tabiri caiz Bu işin duayeni olan bir uzmanı olduğunuzu kanıtlanmıştır. Makalede 2018 yılından önce vermiş olduğunuz tarihler, olaylar ve o tarihlere ait olan değerlendirmeler gerçek verilere mi dayanıyor yoksa temenni ve kanaatlerinizin “2023'te iyi olacak bir savunma sanayisinin bu tarihlerde olaylar böyle seyretmelidir” mi diyorsunuz? Ayrıca makalenin daha gerçekleşmeyen tarihleri kısmındaki adımlar, alımlar, değerlendirmeleriniz ve olaylar sanayinin gidişatı göz önüne bulundurarak muhtemel hedefler mi yoksa sizin olmasını istediğiniz bir noktamı? Tekrar söylemek isterim makaleniz çok güzel olmuş elinize emeğinize sağlık. Cemal KALINTAŞ / 28.01.2018 00:29